Ben hiç köyde yaşamamıştım. Çocukluğumdan beri düşlerim; şehir yaşamında asansörde bile günaydın demeye gerek görmeyen daire sahipleri yerine, bahçesinde çeşit çeşit ağaçların olduğu; renk renk çiçekler yetiştireceğim, evimin önünden geçerken merak ve sevgiyle seyredeceğim koyunlar, kuzular, keçiler, etraftaki horozlarının şarkıları, gıdaklayan tombul tavuklar, sıcacık salamların havada uçuştuğu küçük bir köyde  emekliliğimi geçirmekti, Çamlık onca seçenek arasında ilk görüşte aşık olduğum yer olunca burada bir yer alıp prefabrik bir ev yaptırdım, bahçemi ağaçlarla donattım. Eş dost edindim. Sohbetlerde, ben konuşurken: ‘Bu köyde’ diye’ söze girince konuştuklarım hemen ikaz etti:’ burası köy değil, burası mahalle.’ Bunu söylerken sanki sınıf atlamış edası, köy kelimesini küçültme edası hissettim, üzüldüm. Atatürk’ün ünlü özdeyişi geldi aklıma: ‘Köylü yurdun Efendisidir.’ Kentli olmak hiçbir şekilde üstünlük vermez. Üstünlük: bilgi, edep, şefkatli ve yardımsever yürekli bir karakterle ilgilidir. Köy mahalle ayrımı ise tek bir kanunla sağlanmasının yanısıra arada fark yaratan olumsuz ögeleri olumluya çevirmekle olur.

Artık köyler mahalle adını aldıysa da bunlar ve Selçuk merkez mahalleleri ile (onların dışında köyden mahalleye transfer olmuş bir-iki yer dışında) arasındaki hem olumlu hem olumsuz farklılıklar oldukça fazla. Tanık olduğum bazı özellikler beni çok mutlu etti, bazıları derin bir hüzün bıraktı, bazıları ise çok öfkelendirdi. Bu duygu durumlarımın, birazı köy yaşamında bulunmamasından, çoğunlukla da yerel yönetimlerin sosyo-kültürel ve altyapı sorunlarını analiz etmeyip her bölgenin eşit hizmet almamasından kaynaklandı.

Tanık olduğum en önemli hizmet eksiklileri: Görevlilerin sadece çöp konteynırını arabalarına boşaltıp, hiçbir şekilde etraftaki çöpleri almaması, yol kenarına dökülmüş kül tepecikleri yığanlarını görevli her kimse ikaz etmemesi; kimi budanmış dalları, yığsın, kimi devlete ait toprağı traktörle talan edip kuytular açsın molozları döksün, kendine bahçe yapsın, otopark yapsın, Herşeye eyvallah denen bir tutum… Hani derler ya; Yol Geçen Hanı

Havuççulu’ya, Gökçealan’a bakıyorum; altyapı, çevre bakımı çok güzel. Bu görünüşte halkın katkısı çok büyük. Ancak belediye hizmetlerinden de büyük pay aldıkları kesin, Kıskanmamak elde değil.

Muhtar adayı olarak Çamlık’ın her köşesini dolanıyorum, daha çok da köy kahvelerini. Geçen günkü masamdaki sohbeti aktayım; Başkanımız Filiz Hanım’ın vereceği Ramazan ayı ikramı yemeğine gitmeyerek onu boykot edeceklermiş. Oy verdikleri halde istedikleri hizmeti alamamışlar. Sözlerini onaylamadım. Zira sohbetin başındaki konuşmalar ve daha önce duyduklarım Çamlık‘ta burası için bir çalışmada, elini taşın altına koymaktan sakınan bir yapı var. Ben ilgilenmem, yöneticileri neden seçtik, yapsınlar işte… vb. denilirse işler yürümez. Herşey muhtar ve yakınlarından, belediyeden beklenmez. ‘Bana ne’ deyip vurdumduymaz olunmaz, sonra da halk ağzıyla ‘dırdır‘ yapılmaz. Sözü geçen ağır kişiler, becerikliler, muhtar ve yardımcıları elele verip belediyeyi arşınlar.
Elbet bir gün sorun çözülür.

Ne demişler: ‘Ağlamayan çocuğa mama verilmez.