H. Yasemin KOCABIÇAK Yazdı;  BEN, ÇAMLIK MAHALLESİNDEN AHMET

 Bu sabah keyifle uyandım. Çabucak hazırlandım, çantamı sırtıma alıp dışarı çıktım. Islık çala çala okula gidiyorum. Yol çam ormanı boyunca Aydın - İzmir - Kuşadası kavşağına kadar uzanıyor.Orman, şehirlerarası yolun her iki tarafında hem Aydın hem İzmir yönünde kilometrelerce sürüyor.

Mahallemiz bu koca çamların her tarafımızı çevirmesinden dolayı Çamlık adını almıştı. Hatta bu konuda öyle komik bir anımı oldu ki ne zaman çam ağaçlarına baksam hemen aklıma gelir. Birgün sınıfta öğretmenimiz bir arkadaşımıza mahallemizin adının nereden kaynaklandığını sorunca cevabını bilemedi, başını önüne eğerek yutkunup durdu, kıpkırmızı kesilmişti. Baktım ondan tıs yok, hemen atılmıştım:

 _ Öğretmenim her yerde çam var, Ondan dolayı buranın ismi Çamlık olmuştur, değil mi? 

_ Aferin. Doğru. Bunu bilmeyecek ne var! Her yer çam. İsmini çam ormanından alması çok normal.

 Sınıf, arkadaşımıza bakıp kıkır kıkır gülüyordu. Ben de bu çocuk şaşkın mıdır, nedir diye içimden geçirmiştim doğrusu. Neyse yola devam ediyorum. Benanıma dalıp gitmişken fark etmemişim; a…O ne! yollar pırıl pırıl. Ayağıma takılan su şişeleri, kola, kutuları yok. Yol kenarından geçenlerin koluna bacağına kadar uzanan çakır dikenleri temizlenmiş. Kırık dökük eşyaların atıldığı yığınlar nereye gitti! Hayret doğrusu…Sihirli bir el her yeri temizlemiş.

Çamlık Çamlık olalı bu kadar düzenli olmamıştı. Evlerin arasındaki dar sokaklardan geçiyorum; ne oraya buraya atılmış budanmış ağaçların dalları ne kova ne paslı devrilmiş tenekeler var… Pencerelerin önüne konmuş saksılarda renk renk sardunyalar, kaktüsler, evleri çevreleyen çitlere dolanmış pembe, beyazbegonviller, hanımelleri, bahçeden burnumun ucuna kadar ulaşan gül kokuları… Ağzım kulaklarımda keyifle yürürken kafamı ormana çevirdim, gözüm çam ağaçlarına takıldı, bir çamla göz göze geldim, bana gülümsüyor. Diğerleri de çok neşeli.

_ Hayrola ne keyif bu böyle! Bugün hepiniz bir başkasınız.

 İçlerinden genç bir filiz yanıtlamak için hepsinden önce atıldı:

_ Sorma… öyle inanılmaz bir şey yaşıyoruz ki mutluluğumuza diyecek yok.

_ Allah! Allah! Nedenmiş o?

_ Artık ne koyun ne kuzu ne keçi ne inek dibinize kadar gelip bize zarar veremiyor.

 Yanındaki Koca Çam:

 _Ben bu yaşıma kadar geldim, Böyle rahatlık görmedim. En azından yaşlılığımda güvenle yaşayacağım. Dallarımı kıran yok, kozalaklarımı çekiştiren yok.

 Koca Çam’ın arkasında ince narin bir ses yükseldi:

_ Benim daha yaşım başım kaç! başıma gelmeyen kalmadı. Dallarımı kesip sopa niyetine kullandılar, öyle canım yandı ki doğru dürüst büyüyemedim. Artık gönlümce yaşayacağım. Korkmadan yeni filizler vereceğim.

 O arada ayağımın dibinden nazlı nazlı sesler yükseldi.

_ Hey! Burada biz de varız herhalde… Biraz da bizle ilgilensen…

 Yere eğiliyorum, gülümseyerek ellerimi çimenlerin, papatyaların, yoncaların, beni unutma çiçeklerinin üstünde usulca,  şefkatle gezdirip onları okşuyorum.

- Kusura bakmayın, lafa dalmışım. Siz bu ormanın en güzel varlıklarısınız. Ah! size kıyamam.

_ Ama o hoyrat insanlar bir bilseniz bize nasıl kıymışlardı…

_ Nasıl yani…

_ Burada sözüm ona piknik yapıp giderken çöplerini üstümüze atıyorlardı, nefes alamıyorduk, bizi ezip geçiyorlar, bizim canımız yokmuş gibi hiç umursamıyorlardı. Canınızı çok yaktılar çok…

Pantolonumun dizlerinde bir gerilme hissettim. İrili ufaklı toplanmış karınca kümesi paçalarımdan çekiştiriyordu.

_Hey… Biraz da bizi dinle. Bak bu ormana dadanan sarhoşlar var ya, o koca ayaklarıyla yuvalarımızı talan ettiler, evimiz barkımızdan oldukyıllarca. Haberin var mı? Şimdi güvendeyiz çok şükür.

_Demek öyle. Kesinlikle gelmiyorlar mı?

_Artık elini kolunu sallayan herkes ormana giremiyor. Ancak rahat ettik. Huzurluyuz.

_ Çok sevindim. Meğer bugüne kadar sizlere ne çok kötülük yapılmış. Bundan böyle sizi kimseler üzmeyecek. Peki bir ricam var; Ara sıra buraya gelmeme izin verir misiniz? Ben sizleri çok seviyorum. 

Bir uğultu oldu. Hepsi kendi aralarında konuşmaya başladı. Birkaç dakika sonra sessizlik oldu. Sözü en yaşlıları olan

Koca Çam’a bırakmayı uygun gördüler. İçlerinden biri seslendi:

_ Koca Çam en iyisini sen bilirsin. Bizim adımıza sen konuş.

 Koca Çam gözlerimin içine bakarak otoriter bir sesle konuştu:

_ Bizi özlüyorsan gelebilirsin. Fakat Arkadaşlarını toplayıp top oynamak yok. Topa öyle hızlı hızlı vuruyorlar ki dallarımız kırılıyor, çiçeklerimiz eziliyor. Bir kenara oturup bizim kokumuzu ciğerlerinize çekeceksiniz, oturup dinleneceksiniz gelin.

_ Elbette senin dediğin olacak Koca Çınar. Yıllar sonra huzuru bulmuşsunuz. Buna gerçekten çok sevindim. Hiç merak etme. Şeref sözü. Artık ormanda hiç birinize zarar vermeyeceğim. Başkaları da zarar veremeyecek. Hem ben….

Sözümü bitiremeden kolumda müthiş bir acı hissettim. Gözümü açtım. Annem kolumu çekiştirerek bağırıyordu:

_ Çabuk kalk. Seni uyandırmak çok zor. Akşam, bu kadar geç yatma demiştim. Söz dinleyen kim… Daha ödevlerini tamamlamadın bile. Git elini yüzünü yıka. Yerimden ok gibi fırlıyorum. Ben banyo kapısına yönelmişken annem arkamdan barbar bağırmaya devam ediyor:

_Hani sınıfta en çalışkan sen olacaktın. Büyük okulları bitirip büyük adam olacaktın. Çamlık benim eserim olacak diyordun. Her yeri gül bahçesi gibi olacak diyordun. Türkiye’nin en güzel, en bakımlı Mahallesi yapacaktın… Bu uykuculuğunla nasıl olacak bunlar,nasıl becereceksin?

 Şu yaşıma kadar gördüğüm en güzel rüyamı gerçekleştirmek için ödevlerimi başına oturuyorum. Annem kaşla göz arasında kızartıp üstüne tereyağı sürmüş bir dilim bazlamayı uzatıyor. Bir elimde kalem, bir elimde mis gibi kokan bazlama. Koca bir parça ısırıp acele acele doğru dürüst çiğnemeden yutuyorum. 

Kafam hala o muhteşem rüyamda. Anneme çok kızdım. Beni adam yerine koymadı. Bana inanmıyor‘ Becereceğim işte… Sen görürsün anne’, diye içimden söyleniyorum. Hem öğretmenimiz söyledi; ‘Yeter ki isteyin ve bu uğurda çalışın. İstediğiniz mesleğe ulaşır, hayallerinizi gerçekleştirebilirsiniz, yılmayın’ Ben örtmenim çok seviyom, biz ona inanıyoz, olacak bu iş… Olacak… Birgün Çamlık benden sorulacak. Aynen rüyam gibi yapcam her yerini. Anam da şaşıp kalacak…